İkinci Hanımla Evlenen Kimsenin Durumu Nasıldır?

Standart

SORU: Selamünaleyküm. Hocam ilahiyat mezunu bir imamım. Halk bize bazı meselelerde akıl danışıyorlar. Önemli bir mesele de ikinci evlilik. Yine bu gün biri beni telefonla aradı. Bir akrabası ikinci evlilik yapmış ve kurtulmak için çare arıyormuş. Hocam teknolojinin gelişmesi, ulaşım, iletişim imkanlarının artması, refah seviyesinin yükselmesi, toplum ve akrabalık bağlarının ve dayanışmasının gevşemesinden dolayı ikinci evlilikler arttı. İkinci evliliklerde erkek hesap etmeden dini ve örfü dikkate almadan evleniyor. Sonra birinci hanımıyla ve çocuklarıyla başta olmak üzere akrabalarıyla sorun yaşamaya başlıyor. Arkasından ne yapacağını bilmiyor. Akabinde “ikinci nikah zaten sahih olmamış” demeye ya da incir çekirdeğini doldurur bir bahaneyle ikinci eşi boşamaya çalışıyorlar. Hocam ikinci bir hanım için dikkat edilmesi gereken konular şeri ve örfi olarak nelerdir? İkinci evlilik yapanlar ipin ucunu tutamaz hale geldiklerinde yine şeri olarak ne yapabilirler, hangi durumdadırlar. İkinci eşi veya ilkini boşayabilirler mi? Selametle kalın inşallah.

CEVAP: Selamünaleyküm.
Durum tam anlattığınız gibidir. Allah sonumuzu hayretsin. Bir erkeğin dört kadınla nikâhlı olması, Kur’an’ımızın sarih ruhsatları arasındadır. Yok saymamız hiçbir asır için mümkün olmaz. Şu kadar ki, erkeğin ikinci bir nikâh yapmasına getirilmiş bazı şartlar vardır. O şartları yerine getirmeyen erkek vebal altında olur. Şu yaşadığımız, tesettürün bile zinaya açılan yollara hizmet edebildiği ortamda ikinci evliliğin önlenmesi neredeyse mümkün değildir. Tam anlamıyla taşlar bağlanmış ve köpekler salınmış gibidir. Bunu ahir zaman fitnesi olarak açıklamaktan başka bir çare göremiyorum. Kadınlarımız Allah’tan korkmalı ve eşlerini ikinci bir arayış içine girmeye sevk edecek sıkıntılar oluşturmamalıdırlar. Temel sorun kadınların, evliliği mobilya ile nikâhlanma olarak anlamalarından, başkalarına göstermeyi birinci plana almalarından kaynaklanmaktadır. Bu sorunda birinci çare kadınlardır. İkinci olarak da bu durum, gizlilikten ötürü bu boyutlara gelmiştir. Alenen evlenebilen ve şartlarını oluşturan evlenmelidir. Diğerlerinin yaptığına makul bakmamamız gerekiyor. Her halükârda, bir erkeğin nikâhı altındaki kadınlar için ‘birinci’ ‘ikinci’ ayrımını biz yapıyoruz. Dinimizde böyle bir tasnif yoktur ya iki hanımı vardır ya da yoktur. Birincisine göre ikincisinin ayrı bir fıkhı olmaz. Size ve bize çok iş düşüyor; işimiz vaktimizden çoktur. Büyük olaylar diye, bazı konulara takılı kalınca altımızın oyulduğunu ve iffetimizin zedelenmeye başlandığını anlayamadık. Çok dua edelim. Allah’a emanet olunuz.

Hamileliği Engellemenin Helal Yollarını Soranlara Mektup

Standart

SORU: Hamileliği engellemenin helal olan yolları var mıdır?

CEVAP: Müslüman, çoğalmayı, Ümmet’in sayısını ve gücünü artırmayı gaye edinmelidir. Çocuk sayısı diye bir sayıyı kabul edemeyiz. Allah Teâlâ ne kadar yaratırsa o kadar, dememiz uygun düşer. Bunun yanında hamileliği engellemeyi mübah kılan durumlar da olabilir.

1- Çocuk, erkek ve kadının ortak hakkıdır. Eşlerden ikisinin de aynı anda rızası olmadan bir engelleme yapılamaz. Bu rıza da erkek ve kadının payı eşittir.

2- En tabii engelleme ‘dışarı boşalma’ yöntemidir. Ashabı kiramdan Cabir bin Abdullah radıyallahu anh diyor ki: ‘Kur’an’ın indiği günlerde biz, dışarı boşalma yapardık.’ (Buharî, Nikâh, 99) Bundan anlaşılıyor ki helal bir yöntemle hamileliğe karşı tedbir almak caizdir. Bu dışarı boşalma yönteminde de erkek ve kadının rızası olmalıdır. Erkeğin dışarı boşalma arzusu, kadının zevkini ve çocuk arzusunu engelleme düzeyinde olamaz.

3- Hap veya başka bir ilaç kullanma yöntemi için meseleye tıp boyutu da girer. Bedende kalıcı zararları olabilecek bir ilacın kullanılmasında sakınca vardır. Bu zararın boyutu kadar da sakıncanın hükmü ağırlaşır. Kadının yıllarca kanama düzeninin bozulmasına, çocuk doğurmasını süresiz engellemesine neden olabilecek ilaçlar kullanılamaz. Ölçümüz, ilacın kalıcı etki yapıp yapmaması üzerine kuruludur.

4- Hamileliği engelleyici bir cihaz kullanılmasında ise şöyle bir durum vardır:
Esasen, ilaçla cihazın farkı yoktur. İlaç vazifesi yapacak bir cihaz kullanılabilir. Ancak kullanılacak cihazı kadın kullanacaksa, bunu kendisinin monte etmesi gerekir. Zira göbekle diz kapağı arası bölgesi, kadının kadına bakmasına karşı da yasak bölgedir. Bir hemşire veya doktorun o bölgede işlem yapabilmesi için devreye sağlıkla ilgili bir sorun girmesi gerekir. Bu da kadının, hamileliği sağlık nedeniyle engellemesi ile mümkündür. Mesela kadının hamile kalması durumunda belli bir hastalığın onu rahatsız edeceği kesin bilinirse o durumda kullanılacak cihaz, tıbbî bir nedenle kullanılacağı için avret sorunu olmaz. Bunun dışında ya kendisi takmalı ya da eşi gibi bakma sorunu olmayan biri takmalıdır.

Erkeğin bir çeşit cihaz kullanmasında da benzer şeyler söylenebilir.
Süreklilik gerektiren bir engelleme, bağlama, köreltme gibi durumlar kesinlikle bir heyet raporu ile zorunlu olduğu bilinen bir durumla caiz olur. Kadının hamileliği durumunda hastalık kati bilinirse ona ruhsat verilebilir.

Evlilikten Önceki Flörtü Soran Müslümana Mektup

Standart

SORU: Selamunaleykum hocam. Allah razı olsun. Hocam günümüzde flört denilen illet oldukça yaygın ve artık bunu yapmayana yan gözle bakılır oluyor. Hepsini tenzih ederim ama başörtülülerin bile çoğu bunu yapıyor. Ve tabi bu insanı endişelendiriyor. Evlenme zamanında flört eden biri (ki bu kişi en azından erkeğin elini tutuyor, öpme vs hatta zina bile oluyor.) öpme, el tutma durumlarını yaşıyor. Hocam bu durumu nasıl karşılamalıyız? Böyle birine ne denmeli. Bir de hocam evlenmeden önceki tanışmalarda, görüşmelerde karşıdaki kişiye daha önce biriyle flört ettin mi tarzında soru sormak abes bir durum mu yoksa normal olması gereken bir şey mi. Çok sağolun hayırlı cumalar.

CEVAP: Selamünaleyküm.
Siz buna afet de diyebilirsiniz. Erkeği ile kadını ile bir uçurumdan yuvarlanıyoruz. Allah’tan, gelecek kuşaklara yardım etmesini diliyorum. Bilhassa adı tesettür olan maskeyi kullananların, bunu yapması tam bir kıyamet alametidir, başka bir şey değildir. Hadisi şerifler tam bir mucize olarak karşımıza çıkmıştır. Hani şu meşhur ‘giyinmiş çıplaklar’ diyen hadisi şerif vardı ya, işte o mucizeden söz etmem gerekir.

Anne babalar maalesef zinadan, büyük bir haram olarak ürktükleri hâlde, kızlarının ve oğullarının zinaya kayması için ne gerekiyorsa onu mübah görebilmektedirler. Çelişkiyi sözlüklere olsa olsa böyle bir iş için sokmuşlardır diyorum. Bir anne baba kendisi için ebediyen razı olmayacağı şeyi oğlu veya kızı için uygun görmek bir yana zorunlu bile görebilmektedir. Başta diploma olmak üzere, dünyevi tamahın ağırlığı altında doğurduklarını feda etmekte sakınca görmemektedirler. Başlarına bir felaket geldiğinde de zamanın kötülüğü, siyonizm ve benzeri kavramların arkasına sığınıp teselli yolunu tercih ediyorlar.

Eyvah ki ne eyvah! Ne güzel bir laik cunta vardı üzerimizde; bütün kabahatleri ona yıkıp kurtuluyorduk. O yıllarda biri bizi dinlese zannederdi ki şu laik hükümetler olmasa biz alimallah Halid bin Velid’den iyi olurduk ya!
Eyvah, ne fena sokmuşuz başımızı bu kirli kumlara! Dünya ile cennetin aynı avuca sığmayacağını en iyi anlaması gereken insanlar olarak biz bu hâllere düşmemeli idik. Küçük çocuklarımızı, şehvetten uzak tutmak veya çocuklarımıza kâfirlere özentiyi yansıtmayan bir şey bulup giydirmek bile mümkün değildir neredeyse. Müslümanların ürettikleri de öyle kâfirlerin de.

Kadınlarımız, kızlarına takvada ve zühdde örnek olacakları yerde onları israfa ve taklite teşvik etmektedirler. Allah Teâlâ, baliğ ve baliğa bir genci mükellef sayarken anneler babalar, çocuk sahibi olacak yaşta ve kıvamdaki gençlere ‘çocuk’ muamelesi yapmaktadırlar. Bu arada da ‘tarikat, Kur’an hatmi, Ramazan, Mevlit, konferans, Kutlu Doğum Programları, cenaze törenleri, kandil geceleri, iftarlar’ tam anlamıyla koca bir tuzak olarak karşımıza çıkmıştır. Ne yapıyor olursan ol, tarikatta olmak yetiyor.

Hatim okuttu isen tamam, mevlit dinledi isen harikadır ya! Bir de ‘Kutlu Doğum’ törenine katıl ve orada ‘o şirin sahabiler, cici Fatımalar, ölürken ağlayan Peygamber aleyhisselam manzarası…’ Ne güzel Müslümanlık, ne kolay din, ne tatlı bir cennettir bu!

İbadeti de ibadetin karşılığı olan cenneti de kendin belirle; ne gerek vardı çöllerde sıkıntı çeken o sahabilerin yaptıklarına? Ah Bilal ah, sen neden efendine itaat edip huzurlu bir köle olarak yaşamadın Bilal?

Eyvah ki ne eyvah! Nerede bu ümmetin Hilafet’i, kim başımız soran yok! Belki de nedir Hilafet, onu bilen de yok. Faizler nasıl, ekonomi kimin elinde, bu Kur’an niçin okunuyor, yeryüzünde kimin hükümran olması gerekiyor? Sorularının ne soranı var ne de cevabını merak edeni! Bunları merak eden olduğunda da vay hâline onun; mezheplerden mezhep, fırkalardan fırka. Sapıklıklardan sapıklık, dinlerden din beğensin artık! Böyle egoist bir din anlayışı, ahiret ve ibadet maskesine gizlenmiş dünya tapınırlılığı, bile bile ölümdür.

Sizin sözünü ettiğiniz dert işte bu zincirin halkalarından biridir. Kızlarımız diploma sahibi olsun da iffete bir çare buluruz anlayışıdır bu.

Allah’a sığınıyoruz. O’na şikâyet ederiz derdimizi. Şikâyetimiz sadece Allah’adır. Neslimizi şeytanın pençeleri arasında boğuşurken yalnız ve çaresiz bırakanları O’na şikâyet ederiz biz de.

Peygamber aleyhisselamın mihrabında onun vekilleri olarak bulunup da keyiflerine zarar gelmesin diye sesiz kalanları, bir insana bir gusül öğretmek için bin ev gezemeyen ama adı din görevlisi olanları, okudukları ezandaki ‘En Büyük Allah’tır!’ gerçeğini yok sayan zilletlerin içindeki müezzinleri Allah’a salarız biz de.

Mü’minlerin sadakaları ile okuyup ardından mü’minlere bir hayrı dokunmayan, kendilerinin bulunmalarını büyük bir nimet olarak başımıza kakan, cihadı ve Allah yolunda can vermeyi amele işi olarak gören ve sadece kitap yazabilen ama fedakârlık yapamayan, örnek olmamakta hatta kötü örneklikte sakınca görmeyen ve ne yazık ki ‘ulema’ koltuğunu işgal eden kullarını da Allah’a salarız.

Sabreder bekleriz, çalışır gayret eder sonunu Allah’tan hayır dileriz. Ne olacak bu ümmetin hâli? Yoksa biz, siyonizm diye bir düşmanla boğuşurken asıl düşmanın altımızı oyduğunu mu anlayamadık? Eyvah ki ne eyvah!

Ey Rabbimiz! Çaresizliğimizi Sen’den başkasına arz edemeyiz biz; bizi lütfunla ve ihsanınla kurtaracak olan ancak Sen’sin. Emelimiz de çaremiz de Sen’sin, Sen ey Rabbimiz! Bir kişi kalsak da bize bin sene ömür versen de âlemi suya gark etsen de bizi volkan gibi tutuşturulmuş büyük bir ateşin ortasına attırsan da bizden çıkan hainlerin ortasında bizi çölde yapayalnız bıraksan da sefihlerin çocuklarına bizi taşlatsan da…

Sen razı isen bizden ey Rabbimiz, biz Sen’in dinine hizmet eden, San’a davet eden son nefer olmaya razıyız. Yeter ki Sen, kabul et. Özrümüzü kabul et Rabbimiz!

Zina Eden Genç ve Sıkıntıları

Standart

SORU: Selamünaleyküm hocam, şimdiden ilgilenip cevap verdiğiniz için Allah razı olsun. Biraz uzun ama benim için ağır bir konu Hocam benim 6 yıl birlikte olduğum bir arkadaşlığım var, arkadaşlığımızın ilk zamanlarında İslami yaşam tarzından çok uzaktım ve Allah affetsin yanlış olduğunu bile bile zina yaptık, kız arkadaşım alevi, ben Sünni’yim o sonrasında bu durumdan benim kadar rahatsız olmadı ama ben bir süre sonra çok rahatsız oldum ve pişman olup Allah’a yöneldim, çok kez ağladım, tövbeler ettim ve hala da ediyorum, çok üzüldüm ve Allah izin verirse artık dünyalık için değil ahiretim için çalışmayı istiyorum ama asıl sorum şu ben yaşadıklarımın sonunda kız arkadaşımın İslami olarak uygun olmadığını bildiğim için yani arkadaşım fasık olduğu için ondan ayrılmaya karar verdim ve zaten işlediğimiz günahlardan dolayı ondan çok fazla soğumuştum, eğer evleneceksem bile dini bütün tesettürlü ve Allah’a yönelmiş biriyle evlenmeyi düşünüyordum kendisine ben böyle bir yaşam tarzı istemiyorum ben değiştim ve evlenmek istediğim insanda ki özellikler bundan ibaret onun için biz anlaşamayız dediğimde, bana, istediğin her şeyi yaparım seni çok seviyorum istersen hemen tesettüre girebilirim, Kuran öğrenicem ve yakın bir zamanda namaza da başlarım sen nasıl istersen öyle yaşarım yeter ki yanımda ol bana yeter, yok eğer benden ayrılırsan intihar ederim bununda sorumlusu sen olursun dedi bende görmek istedim ve bir süre bekledim aradan bir süre geçti ve bu konularla biraz ilgili gibi davrandı ama kalpten olmadığını görebiliyordum ama yine de bir başlangıç yaptı kendince, ikimizde eğitimli insanlarız hatta kız arkadaşım şuan yurt dışında eğitimini tamamlıyor, yani aslında hiç bir şekilde aramızda geçenlerle onu mağdur da etmedim yani bu anlamda içimde huzursuzluk yok, Saygı değer hocam, bana göre şuan İslami şartları yerine getirmeye çalışıyormuş gibi gözükse de ileride eski yaşam tarzına geri dönme ihtimali var ve hatta benim maneviyatımı da olumsuz anlamda etkileyebilir bunlara dayanarak 2 önemli husus var ben onu doğru yola yönlendirip, onun bu yolda ilerlemesini belki de ahiretini kazanmasını sağlamak için evlenmem gerekir mi yani ben belki onun hidayetine vesile olucam diye düşünmeden edemiyorum, eğer evlenmezsem ve intihar edip canına kıyarsa bundan dolayı Rabbimin huzurunda sorumlu olur muyum, uykularım kaçtı, gece gündüz bunu düşünüyorum ne olur yardım edin bana yol gösterin, bana ışık olun, Allah hidayete ermem ve doğru yolu bulmam için sizi vesile kılsın inşallah, Allah razı olsun sizden, en kısa zamanda cevabınızı bekliyorum.

CEVAP: Selamünaleyküm.
Sırf bu nedenle onunla evlenmenizin gereği olmaz. Zira öyle başlayan bir evlilik ne kadar devam eder, nasıl devam eder belli olmaz. Evlenip yıllarca beraber yaşayanlar bile ayrılabilmektedir.

Adet Kanaması Kesildi Zannederek Eşlerin İlişkiye Girmesi

Standart

SORU: Selamünaleyküm hocam. Ben 24 yaşında 4 aylık evli bir bayanım. Size sorum bir kadın özel günü bitti sanıpta eşiyle birlikte olursa, olduktan sonraki gün tekrar hastalanırsa o bilmeden girilen ilişki haram olur mu? Mesela normalde 7 gün süren hastalık 5. gün kesildi 6. gün eşler birleşti ama 7. gün tekrar hastalık kanı gibi bir leke geldi, bu konuyla ilgili fetvalarınızı bekliyorum. Şimdiden Allah razı olsun selametle.

CEVAP: Selamünaleyküm.
Kadın özel günleri bittiğini anlayınca gusletmelidir ki, eşi ile ilişki helal olsun. Bunu kaydetmiş olalım.
Böyle zannettikten sonra gusledip ilişkiye girer de ardından kanaması gelirse bu bir hatadır. Bütün hatalar gibi bu da istiğfar ile silinir biiznillah. Yapacak bir şey yoktur.

Cimanın Belirli Günleri Var Mıdır ?

Standart

SORU:Hocam;Ben 5 yıllık evli bir bayanım,Çocuğum yok.Eşim 1 gününü bir Mümine yaraşır şekilde yaşamaya çalışan dinin emir ve yasaklarına harfiyen uymaya çalışan,dinine çok bağlı bir insan.Konuşmalarınızı sürekli eşimle birlikte dinliyoruz.16 Ekim11 tarihli Sosyal Doku Derneginde verdiginiz konuşmanızıda eşimle birlikte dinledik.Ve hatta eşimle konuşmanızı dinledikten sonrada tartıştık, orda anlattıklarınızdan cesaret alarak bu sorunumu sizinle paylaşmak istedim.Bizim sorunumuz şu;Erzurumlu İbrahim Hakkı Hz’nin Maarifetname adlı eserinin bir bölümünde Cima günleri diye bir bölüm var.Orda Cima şu gün yapılırsa doğacak çocuk alim olur,Şu gün yapılırsa doğacak çocuk yan kesici olur vb ifadeler var.Eşim ısrarla o günlere riayet etmek istiyor ama ben kadının yumurtlama döneminide göz önüne aldığımda o günlerin bazen uygunsuz oldugunu düşünmekteyim.Eşimle bu konu yüzünden aramızda çok büyük tartışmalar çıkıyor.Beni islam alimine karşı çıkmakla suçluyor, Birbirimizi çok kırıyoruz.Bazen öle aylar oluyorki ,Haftada sadece 1 kez eşimle ilişkiye giriyoruz ve bu beni çok üzüyor.Hocam konu ile ilgili açıklamanızı sabırsızlıkla bekliyorum,Allah yar ve yardımcınız olsun çalışmalarınızda başarılar dilerim.

CEVAP:Selamünaleyküm.
Bir Müslüman’ın birinci ve tartışmasız bilgi kaynağı kitabımız Kur’an’dır. Kur’an’da ne varsa müslüman onu kendisi için bağlayıcı ve tartışmasız bilgi olarak görür, öyle iman eder. Kur’an’da bulunmayan bir mesele için Müslüman Peygamber aleyhisselamın hadislerine müracaat eder. Sahih ve sarih yani Müslüman’ı bilgi olarak bağlayan bir hadis bulduktan sonra mesele yine bitmiş olur. Bu iki kaynakta bulunmayan bir hususta ise bu iki kaynağa vukufiyeti ile bilinen bir müçtehidin içtihadı ile amel eder. Bunu da fıkıhla amel etmek olarak adlandırabiliriz. Gerek birinci ve gerekse ikinci kaynağın nasıl kullanılacağını da yine fıkıh ehlinden öğreniriz. Netice olarak avami bir ifade ile beyan edecek olursak, bizim eşimizle ne zaman ve nasıl beraber olacağımızı belirleyen esasında Allah Teâlâ’dır. Bu ya direk O’nun kitabından ya da Peygamber’inin Sünnet’inden anlaşılır. Bunu anlayana da Fakîh denmektedir. Bu bilgi kaynaklarının dışında bir Müslüman’ı din olarak bağlayacak bilgi kaynağı yoktur. Tavsiye niteliğinde öğütler olabilir. Sözünü ettiğiniz konuda ne Allah’ın kitabı Kur’an’da ne Sünnet’te ne de fıkıhta muteber bir görüş yoktur. Bir Müslüman eşiyle kadının aybaşı hâli dışında ebediyyen bütün zamanlarda serbes bir ilişkide bulunabilir. Dinimizin ilkeleri bu şekildedir. İbrahim Hakkı veya başka bir zatın yanılması mümkündür. Böyle bir konuda yanılmış olması da onun değerini düşürmez. Nihayetinde içtihat etmiştir, asıl kaynağımız Kur’an bizim için ebediyen değişmez bir kaynaktır. Allah’a emanet olun.

Namahrem Yerlere Bakmak

Standart

SORU: Namahrem yerlere bakmak ve filimini izlemenin sakıncaları nelerdir?

CEVAP: Filim izlemek, mahrem olsun veya olmasın vakit zayiatı ise önce bunu yapılması sakıncalı işler arasına koyalım. Bu bir.
İkinci olarak da:
Erkeğin diz kapağı ile göbeği arası, kadının da eli, yüzü ve ayakları hariç her yeri avrettir. Avrete nikâhlı eşlerin dışında bakılması ise haramdır. Sadece anne, kız, kardeş, teyze, hala, nine gibi yakınların bakılmasında bir miktar daha gevşek durulabilir. Bunda da fitneden emin olmak şarttır.